29 Ekim 2011 Cumartesi

Bir İnönü Hikayesi


Deplasmanlar arasında en sevdiğin hangisi diye sorsalar, bende herkes gibi hiç düşünmeden “İnönü deplasmanı” derim. Her zaman farklıdır, her olaya gebedir. Ne zaman ne olacağını kestiremezsiniz. Atkıyı boynuna takarken bile daha bir sert bakarsın hayata..

Yine bu hafta bir İnönü deplasmanı vardı, herkes sabırsızlıkla bekliyordu bu maçı. Ama kurulan ittifaklar, oynanan oyunlar, yine bir takım tezgahlar, bu deplasmana gitmek için duran zamana meydan okuyan taraftarlara bir darbe vurmayı kafalarına koymuşlar ..

Herkes Salı gününden hesabını yaptı, bilet Çarşamba çıkacaktı artık kesin. İş yerlerinden Perşembe günü için izinler alınmıştı, bir çoğu okuldan kaçacaktı, sınav varmış kiminin umurunda.

Çarşamba sabahı 11 gibi biletler satışa çıkartıldı, Endüstriyel futbolun hakim olduğu günümüzde herkes internet başında bilet kovalıyor. (ulan eskiden stad kapılarında kovalıyorduk vay be..) 50 dk sonra sayfada bir yazı biletler tükendi..

Alabilen herkes almıştı biletini, ve artık ertesi gün beklenmeye başlamıştı. Ama dedik ya tezgah kurulmuş, her şey hazır. Sadece bundan haberimiz yok o kadar. Nerden geldiği tam olarak belli olmayan bir haber yayıldı etrafta, “DERBİYE RAKİP TAKIM TARAFTARI ALINMAYACAK”..

İlk başta tam süzemedik bu haberi, çünkü; herkes bir şekilde parasını vererek almıştı biletini. Neden daha önce yapılmadı! Neden biletler satıldıktan sonra bu haber çıktı kimse bilmiyor.. Çarşamba akşamı burhan felek’de maç var hemen gidildi ve verilmesi gereken tepki orada verilerek salon terk edildi.. “DEPLASMAN HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ”

Herkes ne yapacağını düşünürken Perşembe sabahı valilikten bir açıklama, “biz böyle bir karar almadık, rakip takım tribüne gidebilir”.. hooop al sana bir kaya nereye dayarsan daya.. neymiş iki takım yöneticileri almış bu kararı, onlar kararı alsın efendim, biz hakkımızı almasını biliriz.., “HAK VERİLMEZ ALINIR”

İnönü’ye gidiliyordu, herkes toplandı kadıköy’de olması gereken herkes oradaydı. vapur yanaştı iskeleye. geliyoruz Kabataş, geliyoruz İnönü..her zaman geldiğimiz gibi, vapurun üzerinde meşalelerin altında geliyoruz..

Kabataş’ta indik vapur’dan, dillerde hangi beste olduğu malum. Polis eşliğinde yürüyoruz stada doğru, aramalardan sonra giriyoruz merdivenlerin olduğu bölüme. Ve işkence saatleri başlıyor..

Yaklaşık 2 saat burada esir kampına alınmış gibi bekletiliyoruz. Oyunlar devam ediyor herkesin elinde bileti var ama bir tek açık kapı yok.! Sabırlar taşma noktasında, saat 8;30 oldu binlerce taraftar hayla dışarıda içeriye girmeyi bekliyor.

O anda arkalardan bir ses yankılanıyor “KOŞUN”.. ilk başta anlam veremesekte hemen kavrıyoruz olayı. “TRUVA” farklı versiyon.. müze kapısı aralanmış oradan giriyoruz içeriye, iyi de burası müze ama kupalar nerede.?



Atıyoruz kendimizi saha içine doğru, henüz 2.dakika.. o arada Beşiktaş taraftarı bağırıyor, deli kanlı Fener nerdesin diye. Sizmisiniz bizi çağıran, eee geldik işte buradayız birader ne yırtıyosunuz kendinizi. Unutmayın; Fenerbahçe neredeyse taraftarı oradadır..

Maç ile alakalı yazmayı sevmem, Tribün gözü ile bakan biri için maç sonucu pek önemli değildir aslında. Orası deplasman’dır, ve sen oradasındır, önemli olan bu’dur benim için.. Bana göre nerede olursa olsun, bu maçların galibi her zaman deplasman tribünü’dür. Her cefa’ya rağmen sevdanı yalnız bırakmıyorsan, galip olanda sensin, mutlu olanda..

Asıl mağlup olanlar “SEVDAYA YASAK KOYANLAR”dır.. deplasmana yasak koymayın sevda’ya engel olmayın. Bu dava sadece bizim davamız değildir, yarın diğer takım taraftarlarınında canı yanacaktır bu durumdan. Bu dava “TRİBÜN” davasıdır..

Maç sonu keyifle çıkıyoruz stad’dan, geldiğimiz gibi polis eşliğinde Kabataş iskelesine götürülüyoruz, ve orada yalnız bırakılıyoruz. Vakit geç olmuş, vapur yok, tekne yok. Siz bizim oraya gitmememiz için her şeyi düşünüyorsunuz ama, maç sonu yaşanacak herhangi bir olayı göz ardı ediyorsunuz.! Komik insanlar sizi..

Neyse ki kazasız belasız bir deplasmanı kimseye bir şey olmadan atlatıyoruz, olaki bir durumda kim suçlu .! bakın demiştik taraftar oraya gitmesin rahat durmaz diyen, bizi orada yalnız bırakan zihniyet değil suçlu olan.. asıl suçlular “sevdasına gönül verenlerdir” değilmi.?

Biz’ler suçumuzu biliyor ve kabul ediyoruz, bizim tek suçumuz sevdamıza sahip çıkmaktır.. bize sonradan verilen bir sevgi değil bu, doğuştan kazınmış yüreğimize.. sizden bunu anlamanızı istiyoruz.!

Ve unutmadan, her deplasman bir iz bırakır yüreklerde…

3 yorum:

mydeniz2001 dedi ki...

kalemine sağlık abi.

Göksel dedi ki...

eyvallah abi, teşekürler.

red dedi ki...

Hakkaten müzede bişi yokmuydu yahu :))

Yorum Gönder

Eski Tribun Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger